Büyük Selçuklu Devleti

Tarih sahnesinde büyük öneme sahip olan Büyük Selçuklu Devleti 1037 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve 1092 yılında ise 4 parçaya ardından da beyliklere bölünmüştür. 1037 yılında bağımsızlığını ilan eden Selçuklu devleti başkent olarak Bağdatı seçmiştir. Sınırları ilerleyen yıllarda Mezopotamya, ardından Anadolu ve iç Asya bölgesine kadar ilerlemiş çok güçlü ve dönemin en önemli Türk Devleti Haline Gelmiştir. İç Karışıklıklar neticesinde 4 farklı devlete bölünmüş, ardından da beyliklere bölünerek tarih sahnesinden çekilmiş. Fakat bu çekilmenin ardından Osmanlı Devleti Tarih sahnesine girmiştir.

Büyük Selçuklu Devleti Nasıl Kuruldu

Büyük Selçuklu devletinin temelleri, Kınık boyunun lideri olan Selçuk bey tarafından 1020 yılında atılmıştır. Bu temellerin üzerinde büyük bir devlet kuran ise Selçuk beyin yeğenleri Çağrı ve Tuğrul beylerdir. Selçuk Bey, Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu ve ilk Bağbuğuydu. Bağımsız bir Türk Devleti olan Oğuz Yabguluğu’nun Subaşısı (Ordu komutanı ) olan Selçuk Bey Kınık Boyuna mensuptu.

Kınık Boyu, İç Asya’da kurulan Türk Birliği içerisinde yer alan bir boy olarak tarihte karşımıza çıkmaktadır. Göktürk Birliğiin yıkılmasının ardından Batı bölgesine doğru göç eden Kınık Boyu mensupları Güney Hazar Bölgesine yerleşerek bu bölgeyi yurt edinmişler. Tek başına bir devlet kurabilecek kadar güçlü olmayan Kınık Boyu kendileri gibi Türk Boyu olan Oğuzlar (Uzlar) ‘a tabi olmuşlardır. Oğuzlar Güney Hazar bölgesinde 860 ile 1068 yılları arasında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kınık Boyu’da Oğuzlar ile birlikte bu bölgede kendilerini idame ettirmişlerdir.

Askeri dehası ve ve yüksek kabiliyetleri sayesinde Subaşı Selçuk Bey kısa sürede genç yaşta Oğuz ordusunun Başkomutanı olmuştur. Fakat Selçuk beyin asıl amacı Büyük Kağanlıktı. O dönemlerde Oğuzlar etrafındaki tehlikeler ile mücadele etmekteydiler. Oğuzların güney hazar bölgesindeki hakimiyetini tehdit eden birkaç beylik vardı. Bölgenin batısında hazarlar, doğu tarafında Peçenekler, arka taraflarında ise kıpçaklar bulunmaktaydı. Yıl 950 iken Oğuzların etrafındaki tehditler fazlalaştı. Ayrıca Oğuz beyinde sağlık durumu kötüye gitmekteydi. Yaşı da bir hayli ilerlemişti. Yerine geçecek olan veliahdı da yeterli vasıflara sahip değildi. Bu durum Selçuk beyin Oğuz Yabguluğunun tahtına oturması için iyi bir zemin oluşturmaktaydı. Oğuz tahtını ele geçirmek oldukça zordu. Sadece askeri idare ile tahtı ele geçiremeyeceğini bilmekte olan Selçuk bey, Siyasi ve politik manevralar yapması elzemdi. İdari stratejilerinin de yerinde olması gerekiyordu. Askeri olarak oldukça başarılı olan Selçuk bey, Siyasi ve politik yönden eksikleri olduğundan dolayı tahtı ve saltanatı ele geçirme operasyonu başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu olaydan sonra Selçuk bey ve temsil ettiği Kınık Boyu Başkent olan Yeni Kent’ten ayrılarak başkabir oğuz şehri olan Cend şehrine göç etmişlerdi. Bu sürgün gönüllü olarak gidilen bir sürgün değildi. Oğuz Yabguluğu kendisine yapılan darbe girişimine karşılık olarak Kınık boyunu bir bakıma sürgüne göndermişti.

Süngün olarak geldiği Cend şehrinde hakimiyetini kısa sürede kuran Selçuk bey, Şehrin hakimi olmuştu.Selçuk Bey ve Kınık Boyu Cend Şehrinde İslam ile şereflenmiştir. Şehre geldikten bir yıl sonra hakimiyetini ilan eden ve vergi toplamak için şehre gelen Oğuz Yabguluğu’nun memurlarını kovarak, bundan sonra vergi verilmeyeceği ve hatta gayrimüslim olduklarından dolayı Oğuzlara cihat ilan ettiğini söyleyen Selçuk bey, bu açıklaması ile aynı zamanda bağımsızlığını da ilan etmişti. oğuz Yabguluğuna bağlı olan bir şehrin vergi vermemesi aynı zamanda Yabguluğa bağlılını reddetmek anlamına gelmekteydi. Bu olay 960 yılında meydana gelmiştir.

Cend şehrinin oldukça karışık bir jeopolitik yapısı vardı. Sasaniler bölgede hakimdi. Farklı bir bölge olan İç Asya da da Karahanlılar çok büyük bir güç haline gelmişler ve birbirleri ile sık sık mücadele etmekteydiler. Selçuk Bey İslimiyeti Sasaniler ile Karahanlılar arasındaki mücadelelere dahil olarak onlar ile iletişimler sırasında seçmiştir. Gönüllü olarak İslam dinine giren Selçuk Bey hem Sasanilere hemde Karahanlılara askerler göndererek karşılığında ise geniş bozkırlar almaktaydı.

Karahanlılar 999 yılında son bir atak ile sasanilerin hakimiyetine son verince, Selçuk Bey ‘in elde ettiği bozkırlar da resmi olarak hakimiyet alanı haline gelmiştir. Tamamen yıkılan Sasanilerden boşalan topraklara sahip çıkan Selçuk bey ve Tebaası Horasan ‘a yerleşerek bu bölgeyi yurt haline getirmişlerdir. Bölgede artık selçuk Bey ve Tebaası müstakil güç olarak anılmaktadır. Hakimiyet alanı kesinleşmiş büyük bir beylik olan Selçuklu beyliği sınırlarını belirlemişti.

Arslan Bey Dönemi (1009 – 1025)

Selçuklu Devletinin kurucusu olan Selçuk bey beyliğini kurmuş ve başarılı bir saltanatın ardından 100 yaşını devirdikten sonra 1009 yılında hayata gözlerini yummuştu. Veliaht olan Arslan bey devaldığı selçuklu devletini kendi döneminde daha da büyüterek Büyük Selçuklu Devletini kuracaktı. Selçuk bey döneminde başarılı bir askeri ve siyasi rota çizerek oldukça güçlü bir devlet kuran Selçuk Bey, hayatta iken oğlu Arslan Bey’e devlet işlerinde önemli görevler vermeye başlamıştı.

Karahanlılar ile Samaniler arasında çıkan savaşta Samanilere destek veren Arslan bey 992 yılında Karahanlıları yenerek Buhara ile Semerkand arasında yeralan Nuh köyünü Selçuklu beyliğine katarak bu bölgeyi yurt haline getirmişti. 992 yılında Samanilere yenilen karahanlılar, 999 yılında tekrar bir saldırı yaparak önce Buharayı ele geçirdi, ardından da samanileri yıktı. Böylece Samanilerin hakimiyetinde bulunan bütün topraklar Selçuklu beyliğinin hakimiyetine geçmiştir. Bölgede hakimiyet sağlayan Selçuklu beyliğinden yardım isteyen Samani Şehzadesi Ebu İbrahim el-Muntasır’a elini uzatan Arslan bey 1003 yılında Karahanlıları bozguna uğratarak sınır komşularına göz dağı vermiş ve bölgesini koruyabileceğini herkese göstermişti. Bu mücadelenin ardından Karahanlı ordusunu toplayan ve bizzat başına geçen Sol Yabgu, Selçuklu devletine büyük bir taarruzda bulundu. Ordusunun başında bulunan Arslan Bey Karahanlıları tekrar bozguna uğrataran Selçuklu devletinin gücünü tekrar kanıtlamış oldu.

1009 yılında Selçuk beyin vefatının ardından Selçuklu devletinin başına oğlu Arslan Bey geçmişti. Siyasi yönden babası gibi olan Arslan bey’in liderliğinde ki Selçuklu devletinin sınır komşusu olan Karahanlılar da iç karışıklıklar ve saltanat mücadeleleri sürmekteydi. Karahanlı devletinin hükümdarı olan İlek Nars 1021 yılında vefat edince varislerinden olan Ali Tigin, tahta oturmak için Arslan beyden yardım istedi. Bu yardımı kabul eden Arslan bey ve Ali Tigin 1021 yılında Buhara kentine birlikte girdiler. Bu hamlenin ardından Selçuklu Beyliği Buhara da da yerleşme imkanı buldu. Çok Stratejik bir mahle gerçekleştiren Arslan Bey Büyük Selçuklu Devleti için önemli bir adım atmıştı.

Selçuklu Beyliğinin başında yer alan Arslan Bey bölgede giderek güçlenmeye başlamıştı. Cend heşrinden başlayan ve büyümesi Buhara ya kadar süren Selçuklu Beyliği, bölgedeki diğer Büyük Türk Devletleri olan Karahanlılar ve Gazneliler tarafından endişe içerisinde izlenmekteydi. O dönemde Karahanlı hükümdarı olan Yusuf Kadir Han, tahtına göz diken Ali Tigin ve Arslan Bey’e karşı Gazne hükümdarı olan Sultan Mahmut Han ile güç birliği yapmıştı. Gazne sultanı olan gazneli Mahmut, Arslan Bey’i cenk meydanında savaşarak yenmek yerine hile yapmayı tercih etti. Onuruna bir ziyafet düzenlediğini haber vererek bu ziyafete Arslan Bey’i çağırdı. Arslan Bey’de Oğlu Kutalmış’ı ve mahiyetini de alarak bu ziyafete katıldılar. Ardından Üzerine suç isnat edilerek Arslan bey Kalincar Kalesinde hapse atıldı. Tüm mahiyeti de kılıçtan geçirilerek katledildi. Bu olay 1025 yılında gerçekleşmiştir.

Arslan Bey ve oğlu Kutalmış ile birlikte Kalincar kalesinde esir tutuldukları süre zarfında Kınık boyu lidersiz kalmıştır. Dağılan ve eski gücünü toplayamayan Kınık boyu yaşadığı bölgede kim hakim ise o beyliğin tebaası haline gelmiştir. Selçuklu beyliğini idare edecek başka veliaht olmadığından dolayı Selçuklu beyliği lidersiz bir döneme girmiştir. Bu dönemde Selçuklu beyliğinin lidersizlik ve otorite eksikliğini gidermek amacı ile, Selçuk beyin diğer oğlu olan Mikail’in oğulları, yani Arslan beyin yeğenleri olan Tuğrul ve Çağrı beyler ortaya çıkarak genç yaşta beyliği eski günlerine taşımak için hamleler yapmışlardır. Büyük Selçuklu Devleti olma yolunda yapılan büyük hamleler ve girişimler sonuç vermiş ve bizim bildiğimiz Büyük Selçuklu Devleti Tuğrul ve Çağrı beylerin liderliğinde kurulacaktır.


Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi (1030 – 1063)

Selçuklu hükümdarı Arslan Beyin Gazneli Mahmut tarafından tutsak edilmesinin ardından büyük bir otorite boşluğu yaşayan Selçuklu Beyliğinin tekrar eski güçlü günlerine dönmesi yaklaşık 10 kadar sürmüştür. Tarih sahnesine tekrar çıkmak için hazırlık yapan Tuğrul ve Çağrı beyler dağılan orduyu tekrar tesis etmeleri gerekiyordu. Uzun uğraşlar sonucu tekrar güçlü bir ordu tesis ederek beyliği tekrar eski dönemlerine döndürdüler. Aynı dönemde Gazne sultanı Mahmut vefat etmişti. Yerine de oğlu Mesut han geçmişti. Gazne sultanı Mesut han ile iletişime geçen Tuğrul ve Çağrı beyler Amcası Arslan bey ve oğlunun serbest bırakılması karşılığında Gazne devletine bağlılıklarını ilan edeceklerini bildirdiler. Mesut Han da bu teklifi kabul etti ve ARslan bey ve oğlu Kutalmış’ı saldı. Fakat Tuğrul ve Çağrı beylerin asıl amacı Selçuklu beyliğini bağımsız bir devlet haline getirmekti. Bu durumu öğrenen Mesut Han yapılan antlaşmayı bozdu ve tekrar Arslan beyi ve oğlunu derdest ettirerek Kalincar kalesine hapsettirdi.

Amcalarını kurtarmak için defalarca girişimde bulunsalar da muvaffak olamadılar. Fakat Arslan Bey’in oğlu olan Kutalmış, bir şekilde kalincar kalesinden kaçarak Buhara’ya ulaştı. Fakat Arslan Bey kaçmayı başaramadı ve kalan ömrünü hapishanede tamamladı.

1032 yılında Arslan Bey’in ölümünün ardından Selçuklu Beyliğinin başında Tuğrul ve Çağrı beyler vardı. Türk töresi gereği bağlı oldukları devlet için askerlik yapan ve vergi ödeyen Selçukluların Arslan Bey den gelen Gaznelilere bir bağlılığı vardı. Arslan Bey öldükten sonra bu bağlılık ortadan kalkmış oldu. Bu olaydan sonra beyliğin başında bulunan Tuğrul ve Çağrı beyler Beyliğini izinsiz olarak Horasan a taşıdı ve orayı yurt edindiler. Türk Töresine göre Boylar; göçecekleri ve yerleşecekleri bölgeye büyük Türk Kaganından izin almadan gidemez ve yerleşemezdiler. Dönemin büyük Kganı olan Gazne sultanı Mesut han önceler bu başkaldırı ve isyana müsamaha göstermişti. İzin alınmadan yapılan bu tür davranışlar Türk Töresine göre baş kaldırı ve isyan sayılmaktaydı. Horasana yerleşen Selçuklulara yurt yetmiyordu Mery ve Nesa kentlerine de yerleşen Tuğrul ve Çağrı beyler bu hareketin bir işgal girişimi gibi görünmemesi için Mesut Han’a bir mektup yolladı. Mektup ta Mery ve Nesa kentlerine yerleşmeleri için izin verilmesi halinde Gaznelilere bağlılıklarını sunacaklarını bildirmişlerdi. Aslında Tuğrul ve Çağrı beyin niyetinin sadece bu kentlere yerleşmek olmadığını iyi bilen Mesut Han mektuba cevap bile vermedi. Tuğrul ve Çağrı beyin asıl amacı daha geniş topraklarda hakimiyet kurmak ve teknik ve taktiksel olarak üstünlük sağlayarak bağımsız bir devlet için adımları atmaktı. Bu niyetlerini tahmin eden Mesut han ordularını toplayarak selçukluların üzerine 1035 yılında sefer düzenledi.

Tarihlerinde ilk defa Selçuklu ve Gazne devletleri arasında bir savaş olacaktı. Mesut han Selçuklu ordusunu hafife almıştı. Ordunun başına kendisi geçmedi. Kumandanlarını ordunun başında Selçuklu ordusu ile savaşa gönderdi. Selçuklu beyliğinin başında bulunan Tuğrul ve Çağrı beyler Gazne ordusunu Nesa kentinin girişinde karşıladı ve meydan muharebesi başladı. Bu savaşta Gazne ordusu büyük bir yenillgiye uğradı. Ağır kayıplar veren Gazne ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaşın ardından Mesut han Selçuklu beyliğine bir mektup yazarak Horasan Merv ve Nesa şehirlerinde kalmalarını onayladığını ve burayı yurt edinebileceklerini bildirdi.

Gazneliler ile yapılan bu meydan muharebesinin ardından Selçuklular istediklerini almıştı. Fakat bununla yetinmediler. Farklı şehirlere genişlemeye devam ettiler. Selçuklular 3 farklı şehir için Gazneli Mesuttan izin istedi fakat mesut yine izin vermedi ve bu sefer daha güçlü ve daha donanımlı bir ordu gönderdi. 1035 yılındaki gerçekleşen meydan muharebesinden yenilgi ile çıkan Gazneli mesut 3 yıl sonra 1038 de daha büyük bir ordu hazırlar. Fakat hesap etmediği bir konu vardı, Selçuklular da büyümüş ve daha güçlü hale gelmişti. Sarah şehrinde karşı karşıya gelen iki ordu tekrar meydan muharebesi şeklinde savaş gerçekleşti. ilk savaştaki gibi Gazne ordusu ağır bir yenili aldı. Çok ağır darbeler alan Gazne ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır. Selçuklu ordusunun bu zaferi aslında Büyük Selçuklu devletinin de doğduğu anlamına gelmekteydi.

Bu savaşın ardından Tuğrul Bey kendisini Sultan ve Büyük Kağan, Kardeşi Çağrı Beyi de ortak kağan ilan etti, Böylece Büyük Selçuklu devleti bağımsızlığını ilan etmiştir. Horasan, Merv ve Nesa kentleri Büyük Selçuklu devletinin hakimiyetinde yer alıyordu. Büyük Selçuklu Devletinin ilk başkenti Nişabur olmuştu. Böyle bir devletin doğmasına sebep olan Gaznelilerin ise itibarı civardaki beyliklee karşı oldukça sarsılmıştı. Aynı dönemde Karahanlılar ise taht kavgaları ve iç karışıklıklardan dolayı Büyük Selçuklu Devletinin doğmasına engel olamamıştır.

Gazneli Mesut han döneminde yaşanan bu olaylardan dolayı Mesut han oldukçazor durumda kalmıştır. Selçuklular küçük bir beylik iken kendisinden toprak istiyor ve izinsiz yer bile değiştiremiyor iken şimdi üst üste alınan iki ağır yenilgi alınmıştı. Birde Selçuklular Gazne topraklarında bağımsızlığıno ilan etmişti. Bu olan Gazneli Mesut Han’ı oldukça zor durumda bıraktı. Sultanlığı zora girmişti. Bu sebepten tüm ordusunu toplayarak selçuklu devletine savaş ilan etti. Aslında Selçuklular ile uğraşmamalıydı ama kaderin cilvesi işte, Ordusunun başında Selçuklular ile karşıkarşıya gelen Gazneliler büyük bir savaşa tutuldu. Bu savaş tarihte Dandanakan savaşı olarak bilinmekte. Bu savaşın ardından Gazneliler artık yıkılma dönemine girmiş Selçuklular ise Bozkırlara hükmetmekten çıkarak büyük bir cihan imparatorluğu olma yolunda büyük bir adım atmıştır.


Büyük Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu

Dedesi Selçuk bey tarafından 960 yılında yaktığı küçük bir ateş, Büyük Selçuklu Devletinin temelleri olmuştu. Tüm Dünyaya 77 yıl sonra Tuğrul Bey tarafından 1037 yılında Büyük Selçuklu Devletinin ilanı yapılmıştır. Bu ilan ile Türklerin tarihteki en büyük devletlerinden biri olan Büyük Selçuklu Devleti tarih sahnesindeki yerini almış oldu. Büyük Selçuklu Devleti 1037 yılında Nişabur kentinde bağımsızlığını ilan etmişti. Bu olayın özetini isterseniz eğer, Tuğrul ve Çağrı beyler Selçuklu beyliğini birlikte yönetiyorlardı. Beylik , Samanilerin yıkılmasının ardından yerleşik bir hayata geçmişti. Bulundukları bölgede yerleşik düzene geçildiğinden oldukça güçlenmişlerdi. Horasan bölgesi o dönemde Gazneliler tarafından hakimiyet altına alınmıştı. Selçuklu beyliği horasan ve çevresine yayılarak orada da güçlendi. Horsandan yayılan Selçuklu beyliği dönemin en büyük Türk devleti olan Gaznelileri yenerek Gaznelilerin hakimiyet alanlarını da kendilerini yurt olarak benimsediler. Bu şekilde Büyük Selçuklu Devleti bu şekilde kurulmuş oldu.

Selçuklu beyliği, Gazneli Mesutu iki farklı savaşta yendikten sonra Mesut Han’ın otoritesi oldukça sarsılmıştı. Otoritesini tekrar tesis etmek için Selçukluların üstüne tekrar tüm ordusu ile giden Mesut Han Dandanakan savaşı sonrası elindeki saltanatı ve otoriteyi kaybetti. Son savaşın ardından kaçan Mesut Han olmayınca Gazne devleti başsız kaldı ve zamanla zayıfladı ve yok olarak tarih sahnesinden silindi. Aynı dönemde yine büyük Türk devletlerinden olan Karahanlılar da iç karışıklıklar ve siyasi çekişmeler yüzünden iyice zayıfladı ve bölünerek yıkıldı. Bu durum Büyük Selçuklu Devleti Türk dünyasının en büyük Türk Devleti olarak büyümeye devam etti.

Gazneliler ile savaşarak kazanan Selçuklular, Mesut Han’ın geriye gelemeyeceğini biliyorlardı. Gazne Sarayında bulunan hazineye ve topraklara da el koyan Selçuklular artık hem parasal olarak hemde toprak zenginliği olarak çok rahattılar. Savaş ganimetini almak en doğal haklarıydı. Ayrıca Gazne devletini yıkmışlar ve Gaznelileri hakim olduğu toprakları da hakimiyetleri altına almışlardı. Bu olay 1040 yılında gerçekleşmişti.

Bu olaydan sadece 1 yıl sonra artık Selçukluların hakimiyet alanları oldukça genişlemişti. Fergana, Horasan, Merv, Zemindarev ve Tohoristan gibi büyük bir alana hakim olan Selçuklu devleti, artık bölgede Büyük Selçuklu Devleti olarak anılmaya başlamıştı. Dandanakan Savaşı ile yıktıkları Gazne devletinin topraklarında tamamen hakimiyet ve otorite kurmuştu. Selçuklu Devleti topraklarını genişletmek için ataklar yapmaya başlamıştı Sınır komşusu olan Karahanlılar ile karşı karşıya gelen Selçuklular topraklarını genişletmek istiyordu. Selçukluların Horasan gibi büyük ve stratejik bir kenti hakimiyeti altına alması Karahanlılar devletinin içinde karışıklıklara neden olmuştu. Karahanlılar, horasan kentini uzun zamandır ele geçirmek istiyordu. Fakat Gaznelileri dağıtarak Horasanın hakimiyetinin Selçuklulara geçmesi Karahanlı devletinde büyük sorunlara yol açtı. Karahanlılar bu olayın suçunu tamamen saltanata kesmişti. Bu yüzden 1042 yılında Karahanlılar ikiye bölünmüştü.

Artık Türk dünyasının başında Büyük Selçuklu Devleti vardı. Seçuklu devleti Türk dünyasının lideri olarak tarih sahnesine 1040 ta çıkmıştı. Bölgenin Degrafik yapısı incelendiğinde Türklerin Dünya tarihindeki önemini görebilirsiniz.11 yüzyıl da bölgede yaklaşık 6 adet Türk devleti vardı. Merveaünnehir bölgesinde Karahanlılar, Kuzey Karadeniz bölgesinde Peçenekler, Balkanlar da Uzlar, Kafkasların doğusu ve Karadeniz’in Kuzeyi taraflarında Kapçaklar, Pakistan-Hindistan bölgesinde Gazneliler, son olarak ta Selçuklular Türkistan ve İran bölgesinde Tarih’e yön veren Türk toplumuydular. Saydığımız 6 Türk devletinin en uzun ömürlüsü ve en güçlüsü ise tabi ki Selçuklu Devletiydi.

Selçuklu Devletinin başına geçen Tuğrul ve Çağrı beyler hakimiyet alanlarını genişletmek için çok yoğun seferler düzenlediler. Hakimiyet alanlarının Doğusunda Gazne devleti bulunmaktaydı. Uzun zaman Gazne devletine sefer düzenlediler bu seferler 1050 yılına kadar sürdü. Büyük Selçuklu devletinin üstünlüğünü kabul eden Karahanlılar ise Selçuklular ile iyi ve güzel ilişkiler kurmuştur. Ülkenin Doğu ve Kuzey sınırlarında otorite kuruldu. Sıra Batı sınırlarına gelmişti. Batıda İran coğrafyası vardı. Yapılan bu seferler öyle hızlı gelişti ki tarihte örnekleri çok azdır. Bir dizi seri sefer sonrasında kazanılan mutlak galibiyetler sayesinde Orta Doğu ve İç Asya artık bir Türk Yurdu idi. 1041 yılında Kirman bölgesine yapılan taarruz başarı ile sonuçlandıktan sonra, 1042 yılında Harezmşahlar’a doğru taarruz etmiştir. Sırası ile bir dizi taarruzdan sonra artık Selçuklular Hazar denizinin güney hattına kadar ilerlediler. Bu sırada…Cürcanlar, Kakuveyhiler, ziyariler, misafiriler, hamedan ve isfahan gibi kavimleri mağlup etmişlerdi.

Büyük Selçuklu Devleti yalnızca 1 yıl içerisinde 1200 Km uzunluğunda ve 1.100.000 Km² lik bir coğrafyaya sahip cihan devleeti haline gelmiştir. Tuğrul ve Çağrı beyler böyle büyük bir cihan devletini sadece 1 yılda kurmuşlardı. Sadece 1 yılda fethedilen topraklar günümüz Türkiye’sinin yüz ölçümünden fazladır.

Bölgedeki dengeleri tamamen değiştiren Büyük Selçuklu Devleti Tuğrul ve Çağrı beyler liderliğinde kısa sürede çok fazla ülke fethetmişti. Bu durdurulamaz yükselişin sonunda sadece 20 yıl gibi bir sürede Asya’nın dörtte birine hakim olan Selçuklu devletinin sınırları, Batıda Bizans, Güneyde Abbasiler, Kuzeyde Gürcistan ve Doğuda da Kaşmir vardı. Asya topraklarının yüzde yirmi beşine hükmeden Selçuklu devleti artık batıya yani Bizans’a dikti.

Sadece Türk Dünyasının değil, İslam Dünyasının da en önemli aktörlerinden sadece biri olan Selçuklu devleti,Arap yarımadasına sıkışmış olan islam aleminin kurtuluş yolu haline gelmiştir. Çünkü islam dünyası o dönemde mezhep çatışmaları ile mücadele vermekteydi. Abbasiler ile Büveyhoğulları ile büyük bir mücadele içerisindeydi. Orta Doğu bölgesinin hakimi olan Selçuklular islam dünyasının orta doğuya yayılmasında büyük rol oynayacaklardı. Şii kökenli olan ve bugün Suriye toprakları içerisinde kalan bölgenin hakimi olan Büvehioğulları ile Abbasiler arasında mezhep ayrılıklarının da körüklediği ve politik etkenlerinde neden olduğu büyük mücadeleler içerisindeydi.

Tüm müslümanların lideri konumundaki makam hilafet makamı idi. Halife de Abbasi devletinin himaye ettiği Halife Kaim’di. Abbasiler çok zor durumda kalmıştı. Bu zordurumdan kurtulmak için Halife Kaim Tuğrul Bey’den yardım istedi. Yardım talebini geri çevirmeyen Tuğrul bey, ordusunun başında Bağdata girdi. 1055 yılında Bağdata giren Selçuklu ordusu ile karşı karşıya gelemeyen Büveyhioğulları Bağdatı terk etmiştir.

Selçuklu Devleti’nin Abbasilere yardım etmesi büyük bir hayretle karşılanmıştı. Çünkü daha önceleri Selçuklular Abbasiler ile hiç münasebet kurmamışlardı. Aslında ikisi de sünni olan bu devletlerin daha önceleri münasebet kurmaları gerekmekteydi. Fakat Selçuklular daha çok şii inanışa sahip olan Ardıllar ve Sasaniler ile politik ve siyasi ilişkiler kurmuşlardı. Tekbir yardım isteği ile Abbasilerin vedahi İslam dünyasının yardımına koşan Selçuklular, sünnileri üzerindeki şii baskısını ortadan kaldırarak İslam dinini Arap yarımadasının dışına taşınmasına büyük katkı sağlamıştır.

Uzun yıllar boyunca seferlere devam eden ve hakimiyet altına aldıkları bölgelerdeki toplumsal ve idari yapılanmayı kurarak o bölgeyi tam bir Türk yurdu haline getiren Tuğrul ve Çağrı kardeşler Büyük Selçuklu Devletini büyük bir cihan devleti haline getirmişti. İki kardeş bu devleti 30 yıl yönetti. Çok büyük başarılara imzalar atan kardeşlerden biri olan Ortak kağan Çağrı bey 1060 yılında, Büyük Kağan ve aynı zamanda Sultan olan Tuğrul Bey de 1063 yılında vefat ettiler. Vefat ettiklerinde arkalarında büyük bir cihan devleti bırakmışlardı.

Sultan Alparslan (1063 – 1072)

Kurucu olan Tuğrul ve Çağrı beylerin ölmesinin ardından kurulan abi kardeş ittifakındaki vakurluk olmasına rağmen, veliaht kardeşler arasında taht kavgaları başlamıştır. Tuğrul Bey’in oğlu yoktu, bu yüzden Tuğrul bey kardeşi çağrı bey’in büyük oğlu olan Süleyman’ı varis gösterdiğinden dolayı Selçuklu devletinin başına Çağrı beyin büyük oğlu Süleyman geçmiştir. Fakat bu durumu, Çağrı beyin düğer oğlu olan Alparslan ve Arslan beyin oğlu olan Kutalmış, Süleyman Han’ın devletin başında olmasını kabul etmediklerini açıkladılar. Tuğrul Bey’in amcası olan Arslan Bey’in oğlu olan Kutalmış daha önce davrandı ve Süleyman Şah’ın hakimiyetine karşı bir hareket başlatarak saltanat makamının olduğu Rey Şehrine bir saldırı gerçekleştirdi. Devletin veziri olan Amid-ül Milk Kutalmış’a karşı Çağrı Bey’in diğer oğlu olan Alparslan’dan yardım istedi. Gelen talep üzerine Rey şehrine gelerek Kutalmış ile karşılaşan Alparslan savaş meydanında Kutalmış’ı öldürdü. Ardından Vezir Amid-ül Mülk, Alparslan’ı sultan ilan etmiş ve Selçuklu devletinde Sultan Alparslan dönemi başlamıştır.

Sultan Alparslan artık Selçuklu hükümdarı ve büyük Kağan olarak anılmaktaydı. Alparslan Han’ın ilk hedefi tabi ki Bizans devletiydi. Bizansın elinde bulundurduğu Anadolu toprakları ilk hedefi olduğundan ilk önce kuzey sınır bölgesinde bulunan Gürcistan ve Batı tarafında bulunan Anadolu bölgesine seferler düzenlemiştir. Sultan Alparslan Bizans’tan ilk toprak parçasını Kars ve Ani şehirlerine yaptığı seferleri kazanarak kopartmıştır. Yani Kars ve Ani şehirleri 1064 yılında bizans’tan kopartılmıştır. Ayrıca İslam sancağı ilk defa Anadolu topraklarında dalgalanmaya başlamıştı. Zira bu fetihlerden önce islam dini sadece Arap dünyasında, orta doğu’da, Arap dünyasında Farslar ve Araplar arasında yaşanmaktaydı. Kars ilinin fethinden sonra artık bizanslılar da İslam dini ile tanışıyorlardı.

Bizans’tan ilk toprak parçasını kopartan Sultan Alparslan’ın bir sonraki hedefi Batı Hazar bölgesiydi. Mngışak bölgesini 1065 yılında hakimiyetine alan Sultan Alparslan, bu bölgede yaşayan Türkmen ve Kıpçak boylarını kendi tebası haline getirmiştir. Bu dönemden sonra Artık Selçuklu orduları Anadolu’nun içlerine daha sık seferler yapar olmuşlardı. Anadolu coğrafyasına hakim olan Bizans, bölgedeki topluluklardan vergi topluyor ve asker topluyordu. Lejyonerlik faaliyetleri sürdüren Bizans aslında Anadolu topraklarını yönetmiyor adeta bu topraklardaki kavimleri ve beylikleri kullanıyordu. Bu durum Selçuklu nun seferlerinin sonuca ulaşmasında büyük etken olmuştur. Sultan Alparslan , Bağımsız seferler yapılması konusunda komutanlarına talimatlar vermişti. Yapılan serbest seferler kısa sürede Kayseri-Konya hattına kadar ilerlemiştir. Selçuklu devletinin toprakları artık Kayseri ve Konya hattına kadar ilerlemiştir. Kafkas cephelerinde de Alanlar ile birşelen Gürcü krallığına seferler yapılmaktaydı. Bu seferler eşiğinde Ordu Tiflis’e kadar ilerledi.

Sultan Alparslan’ın Bizans üzerine yaptığı seferler İslam Dünyasında büyük yankı bulmuştur. İslam dininin halifesi Mekke de Cuma hutbesini Hilafet ve Selçuklu Sultanı adına okutunca, İslam dünyası tarafından bu davranış islam’ın sancaktarlığı ve en büyük gücü olarak ilanı olarak yorumlandı.

Bu dönemde Hilafet makamının sahibi olan Abbasiler oldukça zayıflamış ve Seferleri ile Anadoluyu İslam alemine kazandıran Büyük Selçuklu devletinden yardım ister hale gelmiştir. Çevresinde birçok tehtid olan Abbasiler 1055 yılında Büveyhioğulları nın saldırısına karşı Sultan Alparslan’dan yardım istemişti.Yine büyük sultan Alparslan dan 1070 yılında Halife Hazretleri, bir Şii devleti olan Fatimi’lerin saldırısına karşı yardım talep etmiştir. Bu saldırıyı bertaraf eden Sultan Alparslan İslam Aleminin en güçlü ordusu olarak Abbasilerin her zaman yardımlarına koşmuştur. Bu şekilde yardımlar ile Kuzey Afrika bölgesini hakimiyeti altına aldıktan sonra, Sultan Alparslan Arap yarımadasının üstüne seferlere çıkan ve bu yarımadayı ele geçirmek isteyen Fatımiler’in üzerine yürümek için hazırlıklara başladı. Sultan Alparslan’ın Mısır üzerine sefere çıkacağını öğrenen Bizans Ordusu, Sultan Alparslan’ın üstüne yürümüştür. Tarihe Malazgirt Savaşı olarak geçecek olan karşılaşma gerçekleşmiştir. İki ordu Malazgirt ovasında karşılaşır ve amansız bir savaş gerçekleşecektir. Savaşın detaylarını Malazgirt Savaşı isimli yazımızdan öğrenebilirsiniz.

Melikşah Dönemi (1072 – 1092)

Sultan Alparslan’ın öldürülmeinden sonra tahta evladı Melikşah geçti. Sultan Alparslan sağlığı döneminde büyük oğlu Melikşah’ı cihana veliahtı olarak tanıtmıştı ve bizzat kendisi yetiştiriyordu. Fakat Sultan Alparslan öldürüldüğünde Melikşah 18 yaşında bir delikanlıydı. Oldukça genç olmasına rağmen tahtinı kardeşlerinden korumasını bildi. Kendi kardeşleri de taht üzerinde hakları olduğunu öne sürerek hak iddia ediyorlardı. Bu tarz büyük sorunlar ile karşı karşıya kalan Sultan Melikşah zorlukların üstesinden gelerek çok büyük bir sorumluluk aldı ve devletinin tarihinde çok parlak bir zaman geçirmesini sağladı.

Babası Sultan Alparslan’ın yarım kalan seferlerine devam eden Melikşah ilk olarak Karahanlılar dan başladı. Karahanlı devleti Sultan Alparslan’ın vefatının ardından Gazneliler ile birleşerek Selçuklu un doğu sırınlarına taarruzlar düzenliyorlardı. Bu taarruzlar ile gücünü batıya kaydırdığını düşünen karahanlılar, kaybettikleri toprakları tekrar ele geçirebileceklerini düşünüyorlardı. Doğu sınırlarında Karahanlılar ve Gazneliler olduğu sürece doğu tarafından rahat edemeyeceğini anlayan Melikşah önce Doğuda bulunan Karahanlılar ve Gazneliler üzerine taarruz ederek Termez kentini topraklarına kattı ve Doğu sınırını güvene almış oldu. Daha tahta geçmesinin ilk yıllarında yani 1073 yıllarında hem dış hemde iç sorunlar ile uğraşan melikşah büyük çabalar göstermiştir. Bağdat’ta bulunan amcası Kavurd, Melikşahın genç olmasını fırsat bilerek bulunduğu bölgeden başkaldırdı ve isyan hareketi başlattı. Bu isyanı da bastıran Melikşah, Hem iç hemde dış tehditleri bertaraf ederek devleti güven altına almıştır.

Anadolu topraklarında da Bizans tarafından sorunlar çıkartılmaya başlanmıştı. Ağır şartlarda imzalatılan antlaşmayı ihlal etmeye başlayan Bizans’ı tekrar dize getirmek ve Anadolu üzerindeki hakimiyetini pekiştirmek üzere Anadolu üzerine bir dizi sefer yaparak Anadolu daki Selçuklu hakimiyetini pekiştirmiş oldu. Bu dönemden sonra Selçuklu devletinin sınırları oldukça genişlemişti. İç Asya, Anadolu, İran ve Türkistan bölgeleri tamamen Selçuklu hakimiyetindeydi.Tam ortasında da Fatımiler vardı. Suriye de ve Kudüs üzerinde uzun yıllar hakim olan Fatımiler 1078 yılında selçuklu hükümdarı Melikşah tarafından yapılan seferler ile tarih sayfasında silindi.

Suriye topraklarını hakimiyeti altına almasından sonra Selçuklu devletinin ilerleyişi devam etmekteydi. Hızla süren ilerleyiş kafkaslar tarafına doğru sürdü. 1078 – 1079 döneminde kendi iç ve dış tehditleri ortadan kaldırdıktan sonra taarruzlara devam eden Melikşah Gürcistan krallığı ve etrafında bulunan mahalli beylikleri de topraklarına katmıştı. Çok geniş bir coğrafya ya hakim olan Melikşah sınırlarını Anadolu, İç Asya ve Orta Doğu’ya kadar büyütmüştü. Sıra Arap Yarımadasında idi. Yapılan tarruzlar ve savaşlar sonucunda 1086 yılında artık Aden Körfezi, Yemen ve Hicaz bölgesi de Selçuklu hakimiyeti altına girmişti.

Karahanlılar 1080 li yıllarda oldukça zayıflamıştı. Doğu ve Batı karahanlılar olarak ülke kendi arasında ikiye bölünmüştü. Selçuklular da Batı Karahanlıları siyasi hakimiyetine almıştı. Doğu ve Batı arasındaki durumlara müdahil olan Selçuklular ilerleyen dönemlerde artık tamamen Batı Karhanlıları yönetmeye başlamıştı. Artık kendi kendini yönetemeyecek durumda olan Batı Karahanlılar’ın bu durumunu gören Melikşah,ülkenin en büyük ve önemli şehirlerinden biri olan Semerkand ve Buhara’yı kuşatarak zapt etmiştir. 1089 yılında Buhara ve Semerkand şehirleri Türk-İslam doğrafyasına dahil olmuştur. Bu dönemden sonra artık BatıKarahanlı devleti Selçuklu devletinin vilayeti olmuştur. Batı Karahanlı hükümdarı da Selçuklu devletinin valisi konumundaydı. Hatta Batı Karahanlı devletinin hükümdarlarını Melikşah kendi atıyordu.

Melikşah’ın başında olduğu Selçuklu devleti, Kafkaslar, Orta Doğu ve İç Asya bölgelerinde hakimiyet sahibiydiler. Birzamanlar bölgede yaşayan Büveyhioğulları döneminde bölgede konuşlanan Mervaniler’in bazı bölgelerde eetkili olmasından dolayı Akdenizde hakimiyet kuramayan Melikşah, bizzat ordusunun başında sefere çıkmıştır. Kendi hakimiyet bölgesinin tam ortasında bulunan ve denetimsiz bir bölge olarak duran Diyarbakır, Halep, Urfa ve Antakya bölgesine seferler düzenleyerek kendi hakimiyetine almasından sonra artık Selçuklu 1088 ila 1089 yılları arasında Doğu Akdeniz bölgesinde ülkesinin kıyı emniyetini sağlamış oldu.

Melikşah Nasıl Öldü ? gibi bir soru duyar gibiyim. Hemen açıklayalım. Dihan Sultanı olan Melikşah, 1092 yılında yemeğine zehir koyularak öldürülmüştür. Yani Melikşah Zehirlenerek öldürülmüştür. Kimin o zehri koyduğu bilinmemektedir. Melikşah tahtta 20 yıl kaldı. Bu 20 yıl içerisinde ülkesini Türk Tarihinin en büyük yüz ölçümüne sahip ülkesi yapmıştır. Marmara denizinden başlayan sınırları; Kafkaslara,oradanda Balkış-Issık gölünden devam ederek Kuzey Afrika’ya kadar uzanmaktaydı.

Büyük Selçuklu Devleti Haritasıdır.

Büyük Selçuklu Hükümdarları sırası ile şöyle sıralanmaktadır.

  1. Selçuk Bey 1000-1038
  2. Tuğrul Bey 1037-1063
  3. Alp Arslan 1063-1072
  4. Melikşah 1072-1092
  5. I. Mahmud 1092-1093
  6. Berkyaruk 1093-1104
  7. Müizzeddin Melikşah 1105
  8. Mehmed Tapar 1105-1118
  9. II. Mahmud 1118-1131
  10. Sultan Sencer 1131-1157

Yorumlar

Henüz Yorumlanmamış...İlk Yorumu Sen Yapmak İstermisin...!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sidebar