Kanije Savunması

Kanije Savunması 09 Eylül ile 18 Kasım 1601 yılları arasında meydana gelmiştir.

Balatin gölünden çıkıp, Drava nehrine karışan Berk suyunun üç taraftan çevrelediği bataklık bir yer üzerinde kurulan Kanije, Osmanlı-Avusturya arasında bulunan çok önemli bir üst konumunda idi. 1532 yılında Kanunî Sultan Süleyman Han’ın, Alman Seferi olarak da bilinen Üçüncü Macaristan Seferi esnasında Osmanlılar tarafından fethedildi. Fakat bu fetih kalıcı olmadı ve bir süre sonra kale Avusturyalıların eline geçti. Beşgen bir yapıya sahip olan Kanije Kalesi, yeni burçlar ilavesiyle Avusturyalılar tarafından iyice sağlamlaştırıldı. Fakat Kanije’yi geri almak üzere gelen Sadrazam Damad İbrahim Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusunun muhasarasına kırk gün kadar dayanabildi ve 22 Ekim 1600 tarihinde kale kumandanı Georg Paradieser, canlarının bağışlanması şartı ile kaleyi Osmanlılara teslim etmek mecburiyetinde kaldı.
Kale muhafızı ve bölgenin beylerbeyi olarak Tiryaki Hasan Paşa, 9 bin asker ve 100 parça ufak top ile burada bırakıldı. Osmanlı ordusu kışı geçirmek için Belgrad’a çekildi. İki ay sonra Sadrazam Damad İbrahim Paşa Belgrad’a vefat etti. Sadrazamın vefatını fırsat bilen Avusturya; Fransız, Macar, Alman, İspanyol, İtalyan ve Papalık birliklerinden oluşan müttefik bir ordu kurdu, amaçları Osmanlıyı Avrupa’ dan atmaktı. Bunun için ikiye ayrıldılar; birinci ordu Kumandan Matyas komutasında Belgrad’ı kuşatacak, ikinci ordu Arşidük 2. Ferdinand komutasında Kanije kalesini kuşatmak için 80 bin asker ile yola çıktı. Düşman harekatından istihbaratı sayesinde haberdar olan Hasan Paşa, beylerbeyi bölgesinden asker ve erzak topladı. Kaledeki yüz küçük topun ilk çarpışmada emredilinceye kadar düşmana gösterilmemesini sadece tüfek ile karşılık verilmesini ayrıca kalenin durumunu bilen hiç bir kimsenin dışarı çıkmasını yasakladı ve de kale kapılarının açık tutulmasını emretti. Böylece kuşatmaya gelen düşmanın kalede top olmadığını, kale kapılarını açık bırakarak da bu saldırıdan habersiz olduklarına inanmalarını istedi ve de esir alamadıkları için kalenin durumundan habersiz olacaklardı. Kaleyi kuşatan 2. Ferdinand ve müttefikleri bu tuzağa düştüler ve hemen taaruza geçtiler. Düşmanın top mevziğine girdiğini gören Hasan Paşa saldırının başından beri sakladığı toplarına ateş emri verdi ve düşmana 18 bin kayıp verdirdi. 2. Ferdinand gençliğinin verdiği toyluğun bedelini savaşın başında ağır ödemiş oldu. Askerlerine geri çekilme emri verip, kaleyi topları ile dövmeye başladı. Böylelikle kalenin erzağının ve mühimmatının bitmesini bekleyecekti. Kaleye yağmur gibi gülle yağıyor, açılan gedikler geceleri bin bir zorluk ile kapatılıyor ve gaziler direniyordu. Zaman geçtikçe kalenin erzağı ve mühimmatı tükeniyordu. Belgrad’ın düşmesi ile yardıma gelen Kumandan Matyas’ın birlikleri ile 2. Ferdinand’ın ordusu 90 bini bulmuştu. Tiryaki Hasan Paşanın kuvvetleri ise 4 bin civarına düşmüş, erzağı da bir hayli azalmıştı. Tiryaki Hasan Paşa hemen yeni Sadrazam Yemişçi Hasan Paşadan yardım istedi lakin Zigetvar’a kadar gelen Sadrazam yeni çerinin memnuniyetsizliğinden dolayı daha ileri gidemeyip; mevsimin kışa döndüğünü, düşman yakında kuşatmayı kaldırıp gidecektir, diyerek yardıma gelmeyeceği haberini gönderdi. Sadrazamdan gelen olumsuz cevabı sanki Sadrazam desteye gelecekmiş gibi tören ile okutup askerinin morelini yüksek tutmaya çalıştı. Birkaç defa daha yardım isteyen Tiryaki Hasan Paşa olumlu bir cevap alamadı. Bunun üzerine yeni hilelere başvuran Paşa her gece mehter marşı çaldırmaya başladı, böylelikle düşmanın moralini bozuyordu. Kalenin ve düşmanın durumu ile ilgili Sadrazama gönderiyormuş; Sadrazam hazretleri erzağımız ve mühimmatımız iyi durumdadır. Düşman ordusu içindeki Macar birlikleri ile irtibat halindeyiz, zamanı geldiğinde düşmanı onlar içerden biz dışardan vurup yok edeceğiz, yardıma gelmenize ihtiyacımız yoktur, gibi yalan haberler yazarak bu mektupların düşmanın eline geçmesine izin veriyor, düşmanın aklının karışmasına ve de birbirlerinden şüphe duymalarını sağlıyordu. Kaleye elçi olarak gelen düşman askerlerine çoğu kum dolu erzak ve barut fıçıları, Macar kıyafeti giymiş düzmece askerler göstererek ellerine geçen mektupların doğru olduğuna inandırıyordu. 2. Ferdinand ele geçirdiğini zannettiği mektupların tuzağına düşüp 18 Kasım günü sabaha karşı toplarını Macar birliklerine çevirip ateşledi. Tiryaki Hasan Paşa düşmanın birbirine düştüğünü görünce yeniçeri ağası komutasında 900 yeniçeriyi kale arkasından çıkartıp düşman üzerine mehter marşları ile hücum ettirdi.

2. Ferdinand ve ordusu Sadrazamın ordusunun desteğe geldiğini sanıp panikledi.

Tiryaki Hasan Paşa da kalede kalan son askerleri ile hücuma geçti. Birbirine giren düşman kuvvetleri, her şeyi bırakıp kaçmaya başladı. Düşmandan 45 top, 14 000 tüfek, 50 otağ ve 10 000 çadırın yanında Ferdinand’ın otağı, tahtı, altın ve gümüş eşyaları, arabaları Hasan Paşanın eline geçti. Bozgundan kaçanlar, Arşidük’ün etrafında yeniden toplandılarsa da, Hasan Paşa, düşmandan ele geçirdiği topları bunların üzerine çevirerek perişan etti. Hasan Paşa, elde ettiği ganimeti, ancak iki ayda kaleye nakledebildi. Muhasara esnasında hizmeti görülen beylere ve kumandanlara hediyeler dağıtarak rütbelerini yükseltti. Sultan Üçüncü Mehmed Han, Avusturya ve müttefiklerinin bozgunuyla neticelenen bu zafer haberine çok sevindi. İstanbul’da şenlikler yapılmasını emretti. Tiryaki Hasan Paşaya vezir rütbesi verilip, haslar, murassa kılıç, muhteşem şekilde donatılmış üç hilalli sancak ve bir de hatt-ı hümayun gönderdi. Padişah, hatt-ı hümayununda Hasan Paşayı; “Berhudar olasın, sana vezaret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki, manen oğullarımdır, yüzleri ak ola. Makbul-i hümayunum olmuştur. Cümleyi Hak teala hazretlerine ısmarladım” diyerek medhü sena ediyordu. Padişahın fermanını okuyan Hasan Paşa, ağladı. Sebebini soranlara: “Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye, padişah mektubu yazılmaya başlandı. Bizim gençliğimizde, böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, Padişah mektubu yazılmazdı. Biz ne idik, neye kaldık diye ağlıyorum” cevabını verdi. 2. Ferdinand; beli bükülmüş ihtiyar, olarak tabir ettiği Paşaya yenilmenin utancını yaşarken, Tiryaki Hasan Paşa bu muhteşem zaferi ile tarihe geçti.

Yorumlar

Henüz Yorumlanmamış...İlk Yorumu Sen Yapmak İstermisin...!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sidebar