Akşemseddin Hazretleri Kimdir

Akşemseddin Hazretleri Biyografi :

Akşemseddin Hazretleri, Hicri 792 yılında Şam’da dünyaya gelmiştir. Miladi olarak 1389 ila 1390 yılları arasında olduğu tahmin edilmektedir. Babası ile Amasya’ya yaklaşık yedi yaşında gelmiştir. Anadolu ya yedi yaşlarında iken geldiği bilinmektedir. O dönemde çocuklar Kuran’ı Kerim’i küçük yaşta ezberliyordu. Aynı şekilde Akşemseddin de küçük yaşta Kuran’ı Kerim’i küçük yaşta ezberlemişti. Soy olarak araştırıldığında ise Akşemseddin hazretlerinin soyu Hz. Ebu Bekir’e dayanmaktadır. Akşemseddin Hazretlerinin asıl adının Muhammed olduğu bilinmektedir. Babasının adı ise Şeyh Hamza olarak kayıtlarda yer almaktadır. Dedesinin adı Şeyh Hacı Ali dir. Dini ilimler konusunda tahsilinin tamamladıktan sonra Çorum – Osmancık Medresesinde müderris olarak göreve başlamıştır. Ardından tasavvuf büyüklerinden Hacı Bayram’ı veli Hazretlerine intisab etmiştir. İran, Maveraünnehir ve suriye gibi şehirleri gezmiştir. Fajat bu gezilerinin hangi tarihlerde gerçekleştirdiği bilinmemektedir. Hacı Bayram’ı veli hazretlerin’den kısa sürede hilafet almıştır. Kısa sürede hilafet almasının ardından Hacı Bayram’ı veli hazretlerine diğer müritlerinden ” Bazı dervişlere kırk yıldır halifelik vermedin de az bir zaman içinde Ak Şeyhe halifelik verdin?” şeklinde soru sorulunca ” Bu bir zeyrek ( çok zeki ) köse imiş,. Her ne kim gördü ve işimi, inandı, hikmetini sonra kendi bildi. Ama kırk yıldan beri hizmet eden dervişler, gördüklerinin ve işittiklerinin hemen aslını ve hikmetini sorarlar.” şeklinde cevap vererek Akşemseddin Hazretleri’ tam teslim olduğunu söyleyerek takdir etmiş ve sorunun tam cevabını vermiştir. Akşemseddin Hazretleri halife olduktan sonra Ankara’nın Beypazarı ilçesine yerleşti. Yerleştiği topraklarda bir değirmen ve mescit inşa ettirdi. Bulunduğu topraklarda ismi duyunca etrafına birçok insan toplanmaya başladıktan sonra İskilip ve Evlek’e göç etmiş. En son da Göynük’e giderek oraya yerleşmiş. Hocası olan Hacı Bayram’ı Veli hazretleri ölmeden önce ” Beni Akşemseddin yıkasın ve namazımı kıldırsın ” şeklinde bir vasiyet söylemiştir. Etrafındaki dervişler den bir kısmı ” Akşemseddin çok uzaklarda bu sözleri şeyhimiz sekerat halinde söylemiş olsa gerek ” diye düşünürken. Bazı dervişler ise ” Bu sözlerin bir hikmeti olmalı ” demişlerdir. Dervişler bu konuda düşünürlerken Akşemseddin Hazretleri gelmiş ve şeyhinin vasiyetini yerine getirmiştir. Akşemseddin Hazretleri Göynük’te yaşadığı dönemlerde ara ara devlet merkezi olan Edirne’ye de giderdi. İrşad faaliyetlerini çok geniş bir alanda sürdürmeye devam ettiriyordu.

Akşemseddin Hazretleri Tıp İlmi Hakkında :

Tıp ilmi ile uğraşan Akşemseddin Hazretleri bu konuda büyük bir otoriteye sahipti. Yazdığı reçeteler ile birçok hastayı şifasına kavuşturmuştu. Meşhur olarak sayabileceğimiz hastaları arasında Fatih Sultan Mehmet Hanın kızı ve Çandarlı Paşanın oğlu Süleyman Paşa yer almaktadır. Mikrobun tarifi ni Dünyada ilk yapan kişidir. Literatür de Mikrobun tarifini Pastör yapmıştır gibi bir şey olsa da asırlar önce Akşemseddin Hazretleri ” Hastalıklar insandan insana bulaşmak süretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülmeyecek kadar küçük canlı tohumcuklar ile olur ” şeklinde söyleyerek ilk defa mikropların varlığından bahsetmiştir.

Akşemeseddin Hazretleri Fetih Dönemi :

Akşemseddin Hazretleri İstanbulun fethi sırasında manevi desteği ile fethin gerçekleşmesinde büyük bir rol oynamıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın babası Sultan II. Murad Han ile Hacı Bayram’ı Veli hazretleri arasında geçen bir konuşmada ” Bu şehrin fethi bize nasip olacak mı? ” diye sormuştur. Zira bütün İslam hükümdarları Peygamber Efendimizin hadisi üzerine İstanbul şehrini almak için yanıp tutuş maktadırlar. Bu sorunun üzerine de Hacı Bayram’ı Veli hazretleri ” Fethi biz görmeyiz ama şu çocukla bizim köse görürler” demiştir. Gösterdiği çocuk ileride Fatih diye anılacak olan Şehzade Mehmet ve Köse lakabı ile anılan derviştir. Bu derviş te Akşemsettin Hazretleridir. Fatih Sultan Mehmet han tahta geçtikten sonra ilk iş olarak fetih hazırlıklarına başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet Hazretleri Anadolu da birliği sağlamak adına önce bir dizi fetih yapar ve ardından harp meclisini topladıktan sonra ” Bu güzel belde benim ülkemin ortasında bir küfür diyarı olarak durmaktadır. Niyetim ve arzum oranın fethidir.” şeklinde ki söylemi ile fetih emrini vermiştir. Geçmiş Türk-İslam hükümdarlarının yaptığı gibi evliyaullah’ın ve gönül erlerinin himmetlerinden faydalanabilmek amacı ile dönemin alimlerini ve evliyalarının orduya katılmalarını istemiştir. Bu sebepten Akbıyık Sultan hazretleri ve Akşemsettin Hazretleri gibi evliyalar orduyu hümayuna katılmıştır. Yaklaşık 54 gün olmuş ve fetih müyesser olmamıştır. Düşman birliklere de sürekli dışarıdan yardımlar gelmeye devam edince kumandanlar ve alimlerden oluşan bir heyet padişahın huzuruna çıktı ve ” Bir softanın sözü ile bu kadar asker telef oldu ve hazine çok büyük ka­yıplara uğradı, fetih ümidi yoktur.” dedi. Bu söylemler üzerine padişah veziri olan Veliyyüddin Ahmet Paşa yı Akşemseddin Hazretlerine gönderdi ve “Zafer mümkün olacak mı?” diye sormasını istedi. Akşemseddin Hazretleri de bu sorunun üzerine ” Muhammed ümmetinden bu kadar Müslüman ve gazi kâfir kalesine yönelmiştir. İnşaallah fetholunur” şeklinde üstü kapalı ve rumuz kullanarak bir cevap verdi. Sultan bu cevap ile yetinmedi ve daha kesin bir kanaat ile kesin bir tarih istedi. Tüm bu istekler üzerine Akşemseddin Hazretleri murakabe haline girdi. Daha sonra da Sultana iletilme üzere bir mektup yazdı. Mektup ta özetle Düşmana gelen yardımların ve kuşatmanın uzamasının kafirleri sevindirdiğinden. Ayrıca padişahın planlarının yetersiz olduğu ve dualarının kabul olmadığı gibi bir takım lafların orduda dillendirildiği ve bundan dolayı da bazı gevşekliklerin ortaya çıktığından bahsetmekte idi. Birde Bu ümit kırıcı olayların müsebbibi olanların derhal cezalandırılması gerektiği yazılı idi. Mektubun devamında da Kur’an dan tefe’ül ettiğinde bazı güzel işaretler görüldüğünü ayrıca kulun tedbir alması gerekiğinden ve takdirin Allah’tan olduğunu belirtmiştir. Bu mektubu alan Sultan Mehmet derhal harp meclisini toplar ve bir toplantı yapar. Çandarlı halil paşa ve onu destekleyen arkadaşları kuşatmanın sonlandırılması ve düşmanın sulh teklifini kabul etmek konusunda görüş bildirirken. Şihabeddin ve Zağnes paşalar ile Molla Gürani ve Akşemseddin Hazretleri gibi ilim sahibi ve hal ehli zaatlar ise kuşatmanın devamı konusunda görüş bildirmişlerdir. Yapılan savaş meclisinden kuşatmaya devam kararı çıkınca Sultan Mehmet ertesi gün taarruz emri verdi. Sultan Mehmet Akşemseddin Hazretlerine hangi duayı okuması gerektiğini sorunca Hazret cevaben “Ey fakih Ahmed diyerek himmet iste” dedi. Son kuşatmanın ardından fetih müyesser olunca Fatih Sultan mehmet Han Akşemseddin hazretlerine ” Fakih Ahmet de kimdi?” diye sordu. Akşemseddin Hazretleri’de ” fakih Ahmed o sırada zamanın kutbu ve tasarruf sahibi idi. Onun himmeti gerekiyordu” dedi. Alimler aslında kutbun Akşemseddin Hazretlerinin kendisi olduğu fakat tevazuundan dolayı kendisini gizleme ihtiyacı duyduğunu belirtirler. Fetihten bir gece önce Akşemseddin Hazretleri çadırına kapandı ve içeriye kimsenin alınmamasını emretti. Sultan bir ara kendisini çağırdı ama gelmeyince sultan kendi kalktı ve Akşemseddin Hazretlerinin çadırına gitti. Kapının kapalı olduğunu görünce hanceri ile çadırın kenarını yırttı. Gördü ki Şeyhin yüzü yerde ve gözyaşları yeri ıslatıyor. Sultan bu manzarayı gördükten sonra karargahına geri döndü ve ertesi gün fetih müyesser oldu. İstanbul’un Fetih de tüm islam aleminin birçok yerinde bulunan erenlerin himmetleri görülmüştür. Mesela Türkistan da yaşayan büyük veli Ubeydullah Ahrar Hazretleri yürürken birden atını istemiş sonra bir ortadan kaybolmuş bir süre sonra geri dönmüştür. Döndükten sonra orada bulunanlara “Türk Sultanı Muhammed Han kâfirlerle savaşıyordu. Onun yardımına gittim. Allah’ın izni ile galip geldi” demiştir.

Fatih Sultan Mehmet Han surlardan içeriye girerken Akşemseddin Hazretlerini yanında yürütmüş ve ona gereken hürmeti ve edebi korumuştur. Şehirde yaşayan halk sultan olarak Akşemseddin Hazretlerini zannetmiş ve çiçekleri ona vermişler fakat Akşemseddin hazretleri Fatihi göstererek sultan odur şekilde bilgi vermiştir. Fetih gerçekleştikten sonra Akşemseddin Hazretleri 3 gün kayboldu. En sonunda Hazreti Edirnekapı’ya yakın bir yerde ibadetle meşgul olurken buldular. Herkes fethin coşkusuna kapılmışken o rabbine karşı kulluk vazifesini yerine getiriyordu. Fethin üçüncü günü ayasofya kilisesini camiye çevirdi ve ilk hutbeyi de Akşemseddin hazretlerine okutarak Fetihte gerçek söz sahibinin kim olduğunu herkese gösterdi. Fetih ten sonra gazilere ganimetten pay verildi. Ayrıca Okmeydanın da zafer alayı düzenlendi. Akşemseddin hazretleri bu zafer alayında ayağa kalkarak “Ey gaziler, bilin ki, ahir zaman Peygamberimiz cümleniz hakkında “Ne güzel asker” buyurmuştur. İnşallah hepimiz Allah’ın mağfiretine kavuşmuşuzdur. Gaza malını israf etmeyip, hayır ve hasenata sarf ediniz ve padişahınıza itaat ve muhabbet ediniz” dedi. Daha sonra padişaha dönerek elinde bulunan çatal sorgucu başına taktıktan sonra “Padişahım! Bütün Osmanoğullarının yüzsuyu oldun. Hemen Allah yo­lunda cihada devam et” dedi. Bu söylediği sözler ile çok büyük mesajlar vermiştir. Sofilerin temsilcisi olarak kitleleri irşad ederken aynı zamanda da nizam-ı alem için gazaya devam et demek istemiştir.

Ebu Eyyüb el-Ensari Hazretlerinin Türbesinin bulunması :

Fatih Sultan Mehmet han hocası olan Akşemseddin Hazretlerine ” Hocam! Büyük sahabi Ebu Eyyub el-Ensarî Hazretleri’nin kabrinin surların dibinde olduğunu bir tarih kitabından okudum. Yerinin tespiti için himmet buyursanız” diyerek ricada bulunmuştur. Akşemseddin hazretleri de “Şu karşıki tepenin eteğinde bir nur görüyorum, orada olsa gerek” demiştir. Gösterdiği yer kazıldığında “Bu, Halid ibn Zeyd’in kabridir” yazılı bir taş ortaya çıkmıştır. Fatih taşın çıktığı yere bir türbe bir cami ve hocasının talebeleri için odalar yaptırmıştır.

Fatih Sultan Mehmet han fetihten sonra hocası olan Akşemseddin Hazretlerinden tasavvuf terbiyesi almak istemiş fakat hocası ısrarla geri çevirmiştir. Gerekçe olarak ta “Sen bu yola girersen Müslümanların işleri aksar. Padişahların evliyalığı ve kerameti adaleti sağlamaktır. Padişahlıkta nice perdeler vardır. Binlerce değirmen taşını bir kişi nasıl kaldırabilir?” demiştir. Bazı rivayetlere göre de padişahın ısrarlarından dolayı ona haber vermeden Akşemseddin Hazretleri Göynük’e gitmiştir.

Akşemseddin Hazretlerinin Oğulları :

Akşemseddin Hazretlerinin yedi oğlu dünyaya gelmiştir. İsimleri şu şekildedir :
Sadullah
Fazlullah
Nurullah
Emrullah
Nasrullah
Nur’ül Hüda
Hamdullah

Yukarıda zikredilen isimlerden sadece iki tanesi tasavvuf mesleğine yönelmiştir. Fazlullah ve hamdullah. Sadullah ve Nasrullah ise dini ilimlere yönelmişlerdir. Diğer oğulları hakkında pek bir bilgi edinemedik.

Akşemseddin Hazretlerinin Halifeleri :

Akşemseddin Hazretlerinin tasavvuf dünyasına 5 adet halife kazandırmıştır. Bu halifelerin isimleri şöyledir.

Kendi oğlu Muhammed Fazlullah
Hamzatü’ş-Şami
Şeyh Abdürrahim
Attar oğlu Muslihiddin İskilibi
İbrahim Tennuri Hazretleri.

Akşemseddin hazretleri Hicri 863 Miladi 1458-1459 yıllarında Göynük te vefat etmiştir. Vefat ettiği yere defnedilmiştir. Posta halifesi ve oğlu olan Muhammed Fazlullah oturmuştur.

Akşemseddin Hazretlerinin Eserleri :
Risaletü’n-Nuriyye
Def’i Metain
Rİsale-i Zikrullah
Risale-iŞerh-i Ekval-i Hacı Bayram-ı Veli
Telhis-ü Def-i Metain
Makamar-i Evliya

Yukarıdaki ilk beş eser arapçadır. Altıncısı ise Türkçedir. Nasihat Name-i Akşemseddin adında bir kitap da ona nisbet edilmektedir.