Y

Yabana atmak : Görmemezlikten gelmek, önemsememek.

Yağ bağlamak : Fazlasıyla kilo almak, manevi anlamda çok sevinmek.

Yağcılık etmek : Karşındaki insanın duymaktan hoşlanacağı şeyler söylemek veya beğeneceği davranışlar sergilemek.

Yağ çekme : Karşındaki kişiden çıkar gözeterek davranma.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak : Zor bir durumdan kaçarken daha kötü durumların içinde kendini bulmak.

Yakasını bırakmamak : Hırs yapıp karşındaki insandan istediği alana kadar peşini bırakmamak.

Yakasını kaptırmak : Güç bir durumdan kendini zararsız bir şekilde kurtaramamak.

Yakasını kurtarmak : İstemediği kişi vaya olaylardan kendini kurtarmak.

Yaka silkmek : Bezginlik ve bıkmışlık hissiyatı.

Yakayı ele vermek : Yakalanmak.

Yakayı kurtarmak : İstem dışı yaptırımla iş yaptırmaya çalışan insanlardan kurtulmak.

Yan basmak : Kanmak.

Yan çizmek : Bir işi yapmak istememek ve kaçmak.

Yan gelip yatmak : Gereken zamanda gereken işleri yapmamak, tembellik etmek.

Yangına körükle gitmek : Tartışma ortamında tansiyonu çıkarmak ve gerilimi artırmak.

Yangından mal kaçırmak : Hisseli bir malı sessiz sedasız üstüne geçirmek.

Yangın yerine dönmek : Tartışmanın ve seslerin yükseldiği ortam.

Yan gözle : Çevresindeki insanlara sezdirmeden yandan bakmak.

Yanık ses : Güzel, dinlerlerken kişinin içine dokunan hoş ses.

Yanına bırakmamak : Karşı tarafa ders niteliğinde verilen tepki.

Yanına kar kalmak : Olumsuz yıkıcı davranışların cezasız kalması.

Yaraya tuz biber ekmek : Üzüntü ve kederi artıracak konuşmalar ve hareketler sergilemek.

Yar etmemek : Karşındaki kişinin istediğini inatla vermemek.

Yarı yolda bırakmak : Yapılan yardımın zamansız bir şekilde kesilmesi.

Yatağa bağlanmak : İlerlemiş hastalıktan dolayı ayağa kalkamamak.

Yar olmamak : Hayrın dokunmaması.

Yatağa düşmek : Hastalanıp ayağa kalkamama durumu.

Yataklar çekmek : Güçsüz ve halsiz kalıp ayakta duramayacak hale gelmek.

Yataklık etmek : Suç işlemiş ve arama kararı çıkan kişiyi saklamak.

Yatak yorgan yatmak : Ağır hasta olan kişinin ayağa kalkmayacağını anlatan sözcük.

Yaya kalmak : Bir işin yetişmemesi, yardım alamamak.

Yelkenleri suya indirmek : İnat etmemek, direnmemek.

Yel yepelek : Çabukluk, acele duygusu.

Yemeden içmeden kesilme : Kaygı, sinir veya hastalık dolayısıyla iştahsızlık, yemek yememe ve su içmeme durumu.

Yere bakmak : İlerlemiş yaştaki insanların çaresiz hastalığa tutulması ölümü beklemesi.

Yere göğe koyamamak : Karşıdaki insanı umursamak ve nasıl mutlu edeceği bilememe durumu.

Yolu düşmek : Daha önce bildiği yolun önünden geçmek.

Yoluna can vermek : Aşık olduğu insanı çok sevmek veya inandığı bir mesele uğruna zorluklarla mücadele etmek.

Yolun ( yolunuz açık olsun) Yolculuğun kazası ve belasız geçme tesellisi, duası.

Yoluna girmek : Bir konu veya işin istenildiği şekilde yürümesi.

Yolunda gitmek : Her şeyin düzgün şekilde yürümesi.

Yolunu beklemek : Sevdiğiniz kişinin gelişini beklemek.

Yolunu yapmak : Bir mesele veyahut işin istediği şekilde ilerlemesi için plan yapmak.

Yön vermek : Karşınızdaki bireyi yönlendirmek.

Yörüngesini oturtmak : İşleri yoluna sokmak.

Yufka Yürekli : Merhametli kişi.

Yuh çekmek : Beğenmeme ve kötü tepki gösterme.

Yukarıdan aşağıya süzmek : Karşındaki insanı tepeden tırnağa süzmek.

Yukarıdan bakmak : Kibirli olma, kendini beğenme durumu.

Yuları birinin elinde olma : Kişinin kontrolünün başkasında olması.

Yuları eksik : Kaba konuşan nezaketten uzak kişi.

Yuları ele vermek : Kendi iradesi dışında başkasının tarafından yönetilmek.

Yumruk atmak : Şiddet göstermek.

Yumruk göstermek : Tehdit etmek göz dağı vermek.

Yumruk kadar : Fiziki olarak küçük görmek.

Yumruk yumruğa gelmek : Karşı tarafla dövüşmek.

Yumurta kapıya gelmek : Dar ve kısıtlı zaman kalması.

Yumuşak başlı : ılımlı ve sakin kişi.

Yumuşak yüzlü : Karşı tarafı kırmamak için hatır uğruna evet diyen ve iş yapan kişi.

Yurt tutmak : Belirli bir adrese tabi olmak.

Yuva kurmak : izdivaç yapmak evlenmek.

Yuvarlak konuşmak : Belirgin bir şekilde fikrini beyan etmemek.

Yuvarlak laflar : Lafı döndürmek, kesin sonuç belli etmemek.

Yuvarlak sayı : Onluklar zinciri, tam sayılar.

Yuvarlanıp gitmek : Maddi şartlara zor şekilde kıt kanaat idare etmek, geçinmek.

Yuvasını bozmak : Bir aileyi dağıtmak, haneyi bozmak.

Yuvasını yapmak : Evlenmek, aile olmak.

Yük kaldırmak : Zor ve ağır işlerin üstesinden gelmek.

Yük olmak : Kişinin maddi ve manevi sorumluluklarını bir başkasına yaptırtması

Yüksek perdeden konuşmak : Abartılı bir şekilde yüksek sesle konuşmak.

Yüksekten atmak : Kendi becerenlerin çok üstünde konuşmak iddialarda bulunmak, yalan atmak.

Yüksekten atmak : Kibirlenme, karşındaki kişiyi beğenmeme.

Yüksekten uçmak : Hedeflerin büyük ve isteklerin uçarı olması.

Yükte hafif pahada ağır : Maddi olarak pahalı ağırlık olarak hafif taşınması kolay.

Yükünü tutma : İşinde kar elde etme, fazlasıyla para kazanma.

Yüreği ağzında gelme : Beklenmedik anda korkutulmak.

Yüreği dayanmamak : Yaşanan olumsuz bir olaya tanıklık etmek vicdanen rahatsız olmak, üzülmek.

Yüreği götürmemek : Çok üzülmek, acıma duygusunun ağır basması.

Yüreği hop etmek : Ani gelişen bir durumdan korkmak, heyecanlanmak.

Yüreği kalkmak : Korku ve çekinme duygusu.

Yüreği oynamak : Aniden telaşlanmak, Korkmak.

Yüreğine (soğuk su) serpilmek : Üzüldüğü bir konuda iyi haber alması ve gönlünün ferahlaması.

Yüreği parçalanmak : Aşırı üzülmek, vicdanının dayanmaması.

Yüreğine işlemek : Tanık olduğu olumsuz bir olaydan çok etkilenmek, etkisinden kurtulamamak.

Yüreğine ot düşmek : Adlandırılamayan çok acı ve keder.

Yüreği yağ bağlamak : Çok istediği bir olayı gerçeğe dönüştürmek, büyük sevinç duygusu.

Yüreği yufka : Merhametli kişi.

Yüreği Selanik : Aşırı derecede korkak kişi.

Yürürlüğe girmek : Yeni yasa taslağının kararlaşmış tarifte işleme girmesi.

Yüz akıyla çıkmak : Beklenen iş zamanında hakkını vererek yapmak başarmak.

Yüz bulmak : İstediği konuda karşısından destek bulmak, hatta şımartılmak.

Yüz bulunca astar istemek : Şımartılan kişinin isteklerinin boyunu geçmesi.

Yüz çevirmek : Karşındaki insana verilen desteği ani bir şekilde kesmek.

Yüze gülmek : Sahte bir şekilde karşındaki insanı yüreklendirmek.

Yüzüne gülmek : Karşında insana samimiyetsiz bir şekilde davranmak.

Yüzüne kan gelmek : Kişinin hastalıktan kurtulması ve sağlığına kavuşması.

Yüzüne karşı söylemek : Kişinin duygu ve düşüncelerini çekinmeden içtenlikle ve samimi bir şekilde karşındaki insana aktarması.

Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır : Arsızlık yapan ve hiçbir kötü sözü veya davranışı kendi üstüne almayan kimse.

Yüzüne vurmak : Yapılan bir iyiliği veya karşındaki insanın hatalı davranışını yüzüne vurma.

Yüzünü ağartmak : Övücü işler yapmak.

Yüzünü ekşitmek buruşturmak : Memnuniyetsizliğin yüzüne yansıması.

Yüzünü gören cennetlik : Kendi haline dalan ve çevrede sık görünmeyen kimse.

Yüzünü görmemek : Tanıdığınız bir kimseyi uzunca bir süre görmemek.

Yüzünü güldürmek : Jest yapmak, mutlu etmek.

Yüzünü kara çıkarmak : İnandığı bir fikri veya inanarak sergilenen bir davranışının yanlış olduğunu, karşındaki insanın kanıtlaması, mahcup düşmek.

Yüzünü kızartmak : Utanç duygusu, veya utanarak mahcup olarak bir talepte bulunmak.

Yüzünün akıyla çıkmak : Kalkışılan işte başarılı olmak.

Yüzünü şeytan görsün : Sevilmeyen ve görüşmek istemediğini belirten bir deyim.

Yüzü olmamak : Bir kişiden bir çok kez yardım istemek, bu davranış sonrası utanmak.

Yüz üstü bırakmak : Söz verilen işi yapmamak, karşındaki insanı yarı yolda bırakmak.

Yüz üstü kalmak : Söz verildiği tarifte işi yetiştirememek.

Yüzü tutmamak : Utanma, gönlünden geçen veya ihtiyacın olan bir şeyi karşındakine söyleyememek.

Yüzü yerde : Utangaç, mütevazi kişi.

Yüzü yok : Daha öncesinde karşısındaki insanların güvenini sarsan kişi.

Yüz yüze bakmak : Sıkça karşılaşmak, konuşmak zorunda kalmak.

Yüz yüze gelmek : Karşılaşma, görüşme hali

Kaynak : Türk Dil Kurumu

Yorumlar

Henüz Yorumlanmamış...İlk Yorumu Sen Yapmak İstermisin...!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sidebar